Gece evine hoş geldin! Gece seni seçti. Tanrıça'nın eli üzerinde olsun! Kutsanmaya..
 
AnasayfaTakvimSSSAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap
RPG KOYMAYAN ÜYELER 'İNSAN' OLACAKTIR! RPG'NİZİ KOYUP PUANLATTIKTAN SONRA FARKLI BİR RÜTBE ALABİLİRSİNİZ.. LÜTFEN HERKES BAŞVURULARINI YAPSIN! ÜYE OLDUĞUNUZ İÇİN TEŞEKKÜR EDERİZ Smile

Paylaş | 
 

 A n d r o m é d a.

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Androméda Alondra McKenna
5. sınıf çaylak
5. sınıf çaylak


Mesaj Sayısı : 4
Yaş : 22
Nerden : Cehennemin dibinden :P

MesajKonu: A n d r o m é d a.   Cuma Haz. 04, 2010 6:08 pm

Nasıl ve ne şekilde olduğunu bilmiyordu. Sadece oluyordu. Kimini duyuyor kimini duymuyordu. Bu durum Lisha’nın kafasını iyiye karıştırmıştı. Bunu nasıl yapıyordu? Onu diğerlerinden farklı yapan neydi? Üzerinde hiç çalışılmayan bir şeyde nasıl profesyonel olabiliyordu ki? Daha düne kadar böyle bir şeyi yapabileceğini bile bilmiyordu. Aslında o bilmese de hep duyuyordu onları. Rüyalarında… Sadece rüyalarında duyuyordu. Fakat bugün onları görebiliyordu.

Odasına hızla koştu ve çok sevdiği arkadaşını aramak için telefonunu eline aldı. Titreyen elleriyle numarayı çevirdi ve beklemeye başladı. Dııt dııt…


“Lanet olası telefonu açsana !” Şimdi de kendi kendine konuşuyordu. Telefonu kırarcasına kapattı. Joe’yu aramak istemiyordu ama yapacak başka çaresi yoktu. Lanet olası Erin telefonunu açmıyordu.

“Onu aramamalısın…” Bir erkek sesi… Yine mi gelmişti. Bunu istemiyordu. Bari biraz yalnız bıraksaydı onu. Sadece yalnız kalmak istiyordu.Tek başına… Sesinin düzgün ve korkmamış bir şekilde çıkmasını dileyerek söze başladı.

“Senden son kez rica ediyorum. Beni lütfen rahat bırak. Ben sana ne yaptım? Ne kim olduğunu biliyorum, ne seni rahatsız ediyorum, ne seni görebiliyorum. Lütfen yalnız kalayım bırak peşimi !”Bir kahkaha duydu. Ama sonra konuşan “şey” ciddileşti. Sesi yalvarır gibiydi.

“Senden başka konuşabilecek kimsem yok. Senden başka kimse duyamıyor beni. Bu arada Joe’ya güvenme o seni koruyamaz. Ben seni koruyabilirim.” Lisha şimdi gerçekten korkuyordu. Bu lanet şey onu neden bırakmıyordu. Ve neden görünmüyordu?

“Ne adını biliyorum ne de seni görebiliyorum. Sana nasıl güvenebilirim?” Lisha deyimin tam anlamıyla dokunsan ağlayacak haldeydi. Korkuyordu ve genelde yalnız olmayı sevmesine rağmen şu anda annesinin burada olmasını isterdi. Ses yine güldü ama sonra yine ciddileşti.

“Kendimi tanıtmadığım için üzgünüm ve beni görememen için.”Lisha’nın önünde – yatağının ucunda – bir çocuk oturuyordu şimdi. Görüntü net değildi ve göğsünde bir kılıç (!) vardı. Masmavi gözleri ve sapsarı saçlarıyla tam bir prensti.Çocuk konuşmaya yeniden başladı.

“Ben Arthur. Görünmediğim için üzgünüm göğsünde kılıçla birini bir anda görürsün diye korktum.” Lisha şimdi gerçekten ağlıyordu. Korkudan ve sevinçten… Neden sevinçli olduğunu bilmiyordu ama mutluydu. Yatağında doğruldu.

“Sesini duymaya başladığımdan beri zaten korkuyorum.” Arthur bir kahkaha attı. Ama Lisha gülmüyordu. “Nesin sen?” diye sordu derin bir sesle.

“Kimsin demeni tercih ederdim. Kral Arthur’u da bilmemen şaşırtıcı doğrusu.” Kral Arthur mu? Lisha’nın açık ağzını yarı şeffaf bir el kapatınca geri çekildi. Ondan hala korkuyordu. Bir soylunun karşısında olmanın verdiği şaşkınlık ve bir hayaletle konuşmanın korkusuyla titreyerek sözünü tekrar etti.

“Kral Arthur mu? O senin gibi genç değildi ki?” Lisha istemsizce güldü. Sanki Arthur’u çok iyi tanıyordu. Şimdi içinden mitoloji ve tarih kitaplarını atmak gelmişti. Fakat o “şey” yatağının ucunda otururken kalkamazdı. Onu çok hoş bulsa da yine de o bir hayaletti ve hayaletlerle konuşabilmek garipti.

“Sen babamdan söz ediyordun. Ben II.yim. Hem övünmek gibi olmasın babam benim kadar yakışıklı değildir.” Şimdi de ona göz kırpıyordu. Bu durum iyice garipleşiyordu.Bu hayalete inanılmaz bir biçimde bağlanmış gibi hissediyordu.Onda bu kadar çekecek ne vardı ki?Yarı şeffaf bir yaratıktı o sadece.

“Orası kesin…”deyiverdi.Kızarmıştı.Arthur’un yar şeffaf eli Lisha’nın gözyaşlarını sildi.Artık korkmuyordu Arthur’dan.Ona alışılmadı bir şekilde alışmıştı.Bunu birine anlatmalı mıydı gerçekten bilmiyordu.Arthur derin bir iç çekti.

“Şu anda elle tutulur,gözle görülür olmayı çok isterdim.Senin gibi…”Lisha Arthur’un gülümsemesinden korkmuştu.Sormadan edemedi.

“Neden gülüyorsun?Bedenimi ele falan geçirmeyeceksin değil mi?”

“Şişt.Biri geliyor.Telefonunu eline al.”

Lisha başını onaylarcasına sallayıp telefonunu eline aldı.Arthur’un dediği doğru çıktı.Annesi odanın kapısını çalmadan içeri daldı.Lisha ise kendi kendine söyleniyormuş gibi yaptı.

“Lanet olası oyun.Ne zor bir şey bu !- kafasını kaldırıp annesine baktı-Selam anne.”

“Selam tatlım.Ne yapıyorsun?”Lisha elindeki telefonu kaldırdı.Annesinin sıkıcı sorularından gerçekten bıkmıştı.Sanki ne yaptığını görmüyordu.

“Ben seni bölmeyeyim.Kolay gelsin.”Lisha sağol der gibisinden elini kaldırdı ve Arthur’un olduğu yere baktı.Fakat orada değildi

“Buaradyım.”Yanında bir anda Arthur’u görünce yerinden zıpladı.

“Sen beni öldürmek mi istiyorsun?!”

“Aksine böyle bir şey olaması için senin yanındayım.Sen seçilmişsin.”Arthur ağzını bir anda kapatıverdi.Lisha bunu neden yaptığını anlamamıştı.Ne demişti o? Seçilmiş mi?Bu da ne demek oluyordu?

“Ne demek oluyor bu?”Arthur derin bir nefes –sanki ihtiyacı varmış gibi- alıp konuşmaya başladı.Sabrı taşmıştı.

“Sen iki dünya arasındaki bağsın tamam mı?! Sadece sen konuşabiliyorsun bizim gibilerle.en seçilmişsin.”Lisha galiba şok geçiriyordu.Ne yerinden kımıldayabiliyordu ne de konuşabiliyordu.Arthur onu sarsmak üzereydi ki elleri Lisha’nın içinden geçti.

“Lanet olsun Lisha !Lisha konuş benimle kayboluyorum.daha sonra geleceğim tamam mı?!”Lisha sadece kafasını sallayabildi.Sadece dolabının üstünde asılı olan Chace Crawford posterine bakıyordu.Gözünün ucuyla Arthur’un kaybolduğunu gördü.Şimdi gerçekten yalnızdı.Ne bir fısıltı ne de bir başka bedenin görüntüsü vardı.Sessizlik hiç hoşuna gitmemişti.Sanki her an bir şey olacakmış gibi sürekli etrafına bakınıyordu sadece.Ayaklarını hareket ettirebildiğinde aşağıya inmeye karar verdi.

Şimdi merdivenlerden yavaş yavaş iniyordu.Şu anda babasının burada olmasını çok isterdi.Kral Arthur’u bile görebiliyorsa babasını neden göremiyordu ki?Bu biraz garipti.

Mutfağa girdiğinde annesi yemek yapıyordu.

“Anne ben babamı görmeye gidiyorum.”

“Kızım çok yağmur yağ-“Lisha annesini dinlemeden dışarı çıktı.Mezarlık evlerine çok uzak sayılmazdı.Hava aşırı derecede yağmurluydu..Lisha yanına şemsiye almamıştı.Hvanın böyle olacağını hesaba katmamıştı.fakat şu anda yağmur umrunda değildi.Sadece babasını görmek istiyordu.

Mezarlığa geldiğinde babasının mezarına doğru koşma başlamıştı.Yanına vardığında ise mezar taşına sarılmıştı ve bağırıyordu.

“BABA LÜTFEN GEL !BAK ARTIK GÖREBİLECEĞİM SENİ !HADİ DANİEL GEL LÜTFEN !Lütfen…”Sesi git gide kısıldı.Artık hıçkırıklardan konuşamıyordu bile.Sadece ağlıyordu.Buna ihtiyacı vardı.İçinde çok şey birikmişti.Mezar taşına sarılı bir haldeyken omzuna dokunan bir el hissetti.Elin kime ait olduğunu görünce şaşırdı.El Joe’ya aitti.Lisha öfkesini ondan çıkarmak için sabırsızlanıyordu.Fakat konuşmaya başlayınca şaşırdı.

“Ben Arthur.Şu senin Joe’ya girdim.böyle bir yetkim olduğunu ben de yeni fark ediyorum.”Lisha ona sarılıverdi.Onun Arthur olduğunu biliyordu ve bunu kasıtlı olarak yapıyordu.bir ruhu sevmek biraz garip geliyordu ama Arthur’u gerçekten seviyordu.Hem de onu daha bugün görebilmişken…Dudaklarının bir anda onunla buluştuğunu fark etti.Şaşkındı ama ona karşı çıkmadı.Joe’yu öpmüyordu nasılsa.Dudakları birbirinden ayrıldıktan sonra Arthur gözyaşlarını sildi.Şevkatle konuşmaya başladı.

“Babanı görmeyi çok istiyorsun biliyorum.O şu anda burada değil.Ama en yakın zamanda o da yanına gelecek.Merak etme.”Lisha’nın içi biraz da olsa rahatlamıştı.Arthur ona gerçekten sevineceği bir haber getirmişti.

“Bence artık gidelim Lisha.Sıçana dönmüşsün.”Lisha gitmek istemiyordu.Ona tekrar sarıldı ve dudaklarını dudaklarına tekrar bastırdı…



Eve vardıklarında ikisi de gerçekten sırılsıklam olmuşlardı.Els Joe’yla içeri girdiğinde annesi hem kızgın hem de şaşkındı.

“Sen babanı görmeye gitmemiş miydin?”Els tam konuşacakken Joe lafını kesip kendisi anlatmaya başladı.

“Bayan Howard Els’le ben karşılaştım.Ben de annemi ziyarete gitmiştim.”Els şaşkın şaşkın Joe’ya baktı.Arthur Joe’nun annesinin öldüğünü nereden biliyordu?Bunu düşünmemeye çalışarak annesine döndü.

“Evet anne.Biliyorsun Joe’nun annesi 5 yıl önce öldü.Neyse biz yukarı çıkıyoruz.”Els yukarı çıkarken annesi onu kolundan tutup çekti.Kızgın olduğu her halinden belliydi.Gözleri öfkeyle parlıyordu.Ve galiba ağlamıştı.Annesi onu sürükleyerek (!) mutfağa götürdü ve kapıyı kapattı.

“Ne yaptığını sanıyorsun sen?1 Daha dün artık onu sevmiyorum diyordun!”

“Evet anne sevmiyorum ama onu mezarlıkta görmeliydin.Acı çekiyordu.”

“Senin gibi değil mi?”

“EVET ANNE BENİM GİBİ ! BABAMI ÖLDÜRMESEYDİN BÖYLE OLMAZDIM BELKİ DE !”Els ne dediğini kendisi de bilmiyordu.Mutfağın kapısını hızla çarparak çıktı.Joe’ya döndü ve kızgın bir şekilde ona gitmesini işaret etti.Arthur’un az sonra yanında olacağını biliyordu.Odasına çıktığında Arthur onu bekliyordu.Els Kapısını kilitleyip kendini yatağına attı.Gözyaşlarını durduramıyordu.Annesini babasının ölümüyle suçlamıştı.Yalnız değildi ama sarılacak birine ihtiyacı vardı.

Arthur bunu yapamazdı.

“İyi misin?Joe’yu bırakmasaydım.Şimdi sana sarılabilirdim…”Els cevap vermedi.Sadece babasını düşünmek istiyordu.Sanki kontrol ediliyormuş gibi kalktı ve dolabına yöneldi.Orada babasından ona kalan tek şeyi yani babasının günlüğünü aldı ve koltuğuna oturdu.Günlüğün kokusunu içine çekti ve açıp okumaya başladı.

“Bugün benim hayatımın en güzel günü diyebilirim.Bugün canım kızım Eliesha’m dünyaya geldi.Şu anda bu dünyada benden mutlu insan yoktur bundan kesinlikle eminim.Fakat Victoria bundan hiç mutlu görünmüyor.Şu anda uyuyor ama kızımızı eline aldığında mutlu görünse de gözlerindeki nefreti(!) görmemek mümkün değildi.Sanırım Eliesha’mı istemiyordu.Belki de daha sonra ondan boşanacağım.Annem sürekli beni boşanmam için rahatsız ediyor ama bunu şu anda yapamam.Kızıma yapamam…”Els bir anda defteri kapattı.Düşüncelerini toparlamaya çalışıyordu.Boşanmak mı,annesi baskı mı yapıyordu?Ama Els’in büyük annesi o doğmadan yıllar önce ölmüştü.Bunun tek bir anlamı vardı.Els’in babası da bir kapıydı ve geçirdiği trafik kazası tesadüf değildi…

“BİLİYOR MUYDUN?”Eliesha gerçekten de sinirlenmişti.

“Şey…üzgünüm.Bu konuda tembihlendim.Tanrı tarafından…”Eliesha son cümleyi duyduktan sonra söyleyeceklerinden vazgeçti.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Fiona Rosalié Bathory
Kurucu Admin | Karanlık Kızlar/Erkekler Lideri | 4. sınıf çaylak | Güç seviyesi: 100
Kurucu Admin | Karanlık Kızlar/Erkekler Lideri | 4. sınıf çaylak | Güç seviyesi: 100
avatar

Mesaj Sayısı : 76
Yaş : 22
Nerden : Macaristan

MesajKonu: Geri: A n d r o m é d a.   Cuma Haz. 04, 2010 6:12 pm

Çok beğendim tatlım (: Betimlemeler ve renklendirme harikaydı. Gözü yormuyordu.
9o*

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://houseofnight.yetkinforum.net
 
A n d r o m é d a.
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
House Of Night :: Rp' ye Başlamadan Önce :: Puanlama Merkezi-
Buraya geçin: